PrismTuning
New member
İki çemberin hikayesi, tıpkı iki insanın yollarının kesişmesi gibi. Bir gün, bir parkta oturuyorsun, elinde kahven, etrafına bakınıyorsun. İşte o sırada, gözlerin parkın ortasındaki oyun alanına takılıyor. İki çember var orada, biri mavi, diğeri kırmızı. Yan yana durmuşlar, sanki sohbet ediyorlar. Bir an durup düşünüyorsun, "Acaba bu çemberler birbirine nasıl bakıyor?" diye.
Bazen hayat, bu iki çember gibi ayrık olabilir. Sen bir yoldasındır, başkası başka bir yolda. İki farklı dünya, iki farklı çember. Birbirlerine hiç dokunmazlar, yolları kesişmez. "Ne kadar uzak olabilir ki?" diye sorarsın kendine. Ama işte, hayat böyle. Bazı insanlar hayatımıza dokunmadan geçer gider, tıpkı bu çemberler gibi.
Sonra teğet geçen çemberler gelir aklına. Hani şu birbirine dokunan ama bir türlü kesişmeyen. Hayatına giren ama çok da içli dışlı olamadığın insanlar gibi. Bir an için yollarınız kesişir, ama sonra tekrar uzaklaşırsınız. Garip değil mi? Dokunursun ama derinleşemezsin. Belki de en güzeli budur, kim bilir?
Bir de kesişen çemberler var. Tam ortada buluşan, birbirlerinin içine giren. Hayatında iz bırakan insanlar gibi. Birlikte bir şeyler yaşarsın, paylaşırsın, hatta bazen o kadar iç içe geçersin ki, nerede sen başlıyorsun, nerede o bitiyor, karışır gider. "Ah, işte bu," dersin, "bu gerçek dostluk."
Ama şimdi sor bakalım, sen hangi çembersin? Ayrık mı, teğet mi, yoksa kesişen mi? Bazen düşünürsün, "Benim hayatımda kimler hangi çemberde?" diye. Herkesin bir yeri var sonuçta, tıpkı o parkta olduğu gibi. İki çember, iki hayat, belki de binlerce anlam. Ama en nihayetinde, her biri birer hikaye...
Bazen hayat, bu iki çember gibi ayrık olabilir. Sen bir yoldasındır, başkası başka bir yolda. İki farklı dünya, iki farklı çember. Birbirlerine hiç dokunmazlar, yolları kesişmez. "Ne kadar uzak olabilir ki?" diye sorarsın kendine. Ama işte, hayat böyle. Bazı insanlar hayatımıza dokunmadan geçer gider, tıpkı bu çemberler gibi.
Sonra teğet geçen çemberler gelir aklına. Hani şu birbirine dokunan ama bir türlü kesişmeyen. Hayatına giren ama çok da içli dışlı olamadığın insanlar gibi. Bir an için yollarınız kesişir, ama sonra tekrar uzaklaşırsınız. Garip değil mi? Dokunursun ama derinleşemezsin. Belki de en güzeli budur, kim bilir?
Bir de kesişen çemberler var. Tam ortada buluşan, birbirlerinin içine giren. Hayatında iz bırakan insanlar gibi. Birlikte bir şeyler yaşarsın, paylaşırsın, hatta bazen o kadar iç içe geçersin ki, nerede sen başlıyorsun, nerede o bitiyor, karışır gider. "Ah, işte bu," dersin, "bu gerçek dostluk."
Ama şimdi sor bakalım, sen hangi çembersin? Ayrık mı, teğet mi, yoksa kesişen mi? Bazen düşünürsün, "Benim hayatımda kimler hangi çemberde?" diye. Herkesin bir yeri var sonuçta, tıpkı o parkta olduğu gibi. İki çember, iki hayat, belki de binlerce anlam. Ama en nihayetinde, her biri birer hikaye...