CoralMarigold
New member
Bir akşamüstü, günün yorgunluğunu atmak için deniz kenarında yürüyordum. Yürürken, birden aklıma tuhaf bir soru geldi: Bir dikdörtgenin içinde ya da dışında duran bir nokta, o dikdörtgenin köşelerine ne kadar uzak olmalı? Belki de bu sorunun cevabı, hayatta bazı şeylerin nasıl işlediğini anlamamıza yardımcı olabilirdi. Düşünsenize, hayatımızda da bazen bir şeklin içindeyiz, bazen de dışındayız. Ve her iki durumda da köşelerle, yani sınırlamalarımızla olan mesafemizi hesaplamamız gerekiyor.
Bir an için durakladım ve etrafıma bakındım. Hemen yanımda, yere çizilmiş bir dikdörtgen dikkatimi çekti. Herkesin ayak izleriyle dolmuştu, ama ortasında bir nokta vardı, sanki beni bekliyormuş gibi. O noktaya baktığımda, onun köşelere uzaklığını hayal etmeye çalıştım. Belki de bu noktayı dört köşeye bağlayan görünmez ipler vardı ve her bir ip, yaşamın farklı bir yönünü temsil ediyordu. İşte o an anladım ki, her birimiz bu görünmez iplerle bir yerlere bağlıyız. Ama bu iplerin uzunluğunu ya da gerilimini biz seçebiliyor muyuz?
Bir başka seferde, bir kafede otururken önündeki kareli defterin sayfalarına gömülmüş bir çocuğu izliyordum. Çocuk, kalemiyle bir nokta koydu ve hemen ardından bir dikdörtgen çizdi. Belki de matematik ödeviydi, bilemiyorum. Ama o anda, aklıma şu geldi: Acaba o nokta, dikdörtgenin içinde kalmayı mı tercih ederdi yoksa dışına çıkmayı mı? Hayatımızda da öyle değil mi? Bazen bir çerçeve içinde kalmak, bazen de dışına çıkıp özgürce dolaşmak isteyebiliyoruz. Ama her iki durumda da, köşelere olan mesafemizi bilmek önemli değil mi?
Bazen düşünürüm, bir nokta neden bir şeklin içinde kalmak zorunda olsun ki? Belki de dışarıda daha rahat hissediyordur. Ama bir yandan da, o güvenli sınırlar içinde olmak, insana huzur vermez mi? İşte o an, bu mesafeleri hesaplayabilmenin hayatın dengesi olduğunu fark ettim. Hayatın içinde ya da dışında, hangi köşeye ne kadar uzak olduğumuz...
Sonunda, köşelere olan mesafenin, bir çok şeyin metaforu olduğunu anladım. Belki de o köşeler, hedeflerimizi, korkularımızı ya da hayallerimizi temsil ediyordu. Ve bu mesafeler, bize ne kadar yakın ya da uzak olduğumuzu gösteriyordu. İşte bu yüzden, bazen bir durup bakmak gerekiyor: O noktadan köşelere olan mesafemiz... Belki de asıl mesele, bu mesafeleri iyi yönetebilmekte yatıyordur. Kim bilir?
Bir an için durakladım ve etrafıma bakındım. Hemen yanımda, yere çizilmiş bir dikdörtgen dikkatimi çekti. Herkesin ayak izleriyle dolmuştu, ama ortasında bir nokta vardı, sanki beni bekliyormuş gibi. O noktaya baktığımda, onun köşelere uzaklığını hayal etmeye çalıştım. Belki de bu noktayı dört köşeye bağlayan görünmez ipler vardı ve her bir ip, yaşamın farklı bir yönünü temsil ediyordu. İşte o an anladım ki, her birimiz bu görünmez iplerle bir yerlere bağlıyız. Ama bu iplerin uzunluğunu ya da gerilimini biz seçebiliyor muyuz?
Bir başka seferde, bir kafede otururken önündeki kareli defterin sayfalarına gömülmüş bir çocuğu izliyordum. Çocuk, kalemiyle bir nokta koydu ve hemen ardından bir dikdörtgen çizdi. Belki de matematik ödeviydi, bilemiyorum. Ama o anda, aklıma şu geldi: Acaba o nokta, dikdörtgenin içinde kalmayı mı tercih ederdi yoksa dışına çıkmayı mı? Hayatımızda da öyle değil mi? Bazen bir çerçeve içinde kalmak, bazen de dışına çıkıp özgürce dolaşmak isteyebiliyoruz. Ama her iki durumda da, köşelere olan mesafemizi bilmek önemli değil mi?
Bazen düşünürüm, bir nokta neden bir şeklin içinde kalmak zorunda olsun ki? Belki de dışarıda daha rahat hissediyordur. Ama bir yandan da, o güvenli sınırlar içinde olmak, insana huzur vermez mi? İşte o an, bu mesafeleri hesaplayabilmenin hayatın dengesi olduğunu fark ettim. Hayatın içinde ya da dışında, hangi köşeye ne kadar uzak olduğumuz...
Sonunda, köşelere olan mesafenin, bir çok şeyin metaforu olduğunu anladım. Belki de o köşeler, hedeflerimizi, korkularımızı ya da hayallerimizi temsil ediyordu. Ve bu mesafeler, bize ne kadar yakın ya da uzak olduğumuzu gösteriyordu. İşte bu yüzden, bazen bir durup bakmak gerekiyor: O noktadan köşelere olan mesafemiz... Belki de asıl mesele, bu mesafeleri iyi yönetebilmekte yatıyordur. Kim bilir?