PrismAllegro
New member
Bir gün kafamı kurcaladı bu mevzu: Bir çokgen çizmek için en az kaç eleman lazım? Oturdum düşündüm, yoksa bu mesele çözülmeden rahat edemezdim. Hani böyle bir yerden başlayıp da ucunu bulamadığın sorular olur ya, işte, o hesap. Düşünsene, elinde bir kalem, bir kağıt, bir de koca bir heves var. Ama ya yetmezse? Aklına takılır, durup dururken, bir çokgen çizmek için kaç kenar lazım?
İki noktayı birleştirip düz bir çizgi elde edersin, o kolay. Üç noktayı birleştir, hop bir üçgen! Ama işte, dörtgen, beşgen, altıgen derken, kaç kenarda duracaksın? Mesela, çokgen dediğin, en az üç kenarlı olmalı diye bir kural var. Üçgeni biliyoruz zaten. Peki ya daha fazla kenar? İşte burada iş karışıyor. Çokgenin ruhu var mı, kendi kendine bir şeyler mi fısıldıyor, ne oluyor?
Bazen düşünüyorum da, çokgenler de insanlar gibi. Her biri bir diğerinden farklı, her biri kendi içinde bir dünya. Kenar sayısı arttıkça işler karışıyor. Dört kenarlı bir kare, beş kenarlı bir pentagon… Devamı gelir mi dersin? Elbette gelir. Ama dur, bir dur, bu kadar çok kenar, insanın kafasını karıştırmaz mı? Belki de sadece iki nokta ve bir çizgiyle yetinmeli. Ama yok ya, çokgen olmadan durulur mu?
Hayat gibi aslında, değil mi? Bir matematik sorusu gibi. Çizgi, nokta, kenar... Bir araya gelince bambaşka bir şekil. Ama işte, her şeyin bir başlangıcı var. İki nokta ve bir çizgiyle başlayan yolculuk, bir bakmışsın ki çokgen olmuş. Belki de mesele, çokgenin kendisi değil; onu çizerken duyduğun heyecan. Ellerin titrer, kalemin ucu kağıda her değdiğinde yeni bir dünya kurarsın adeta.
Ve sonra düşün, çokgenler dünyasında kaybolurken, bir yandan da bu basit ama derin soruya yanıt aramak: Kaç kenar yeterlidir? Bu sorunun cevabı, belki de her çizgide saklıdır. Çizmek, hayal etmek, yaratmak... Her biri ayrı bir macera. İşte böyle sürüp gider bu hikaye, bir çizgiden bir çokgene...
İki noktayı birleştirip düz bir çizgi elde edersin, o kolay. Üç noktayı birleştir, hop bir üçgen! Ama işte, dörtgen, beşgen, altıgen derken, kaç kenarda duracaksın? Mesela, çokgen dediğin, en az üç kenarlı olmalı diye bir kural var. Üçgeni biliyoruz zaten. Peki ya daha fazla kenar? İşte burada iş karışıyor. Çokgenin ruhu var mı, kendi kendine bir şeyler mi fısıldıyor, ne oluyor?
Bazen düşünüyorum da, çokgenler de insanlar gibi. Her biri bir diğerinden farklı, her biri kendi içinde bir dünya. Kenar sayısı arttıkça işler karışıyor. Dört kenarlı bir kare, beş kenarlı bir pentagon… Devamı gelir mi dersin? Elbette gelir. Ama dur, bir dur, bu kadar çok kenar, insanın kafasını karıştırmaz mı? Belki de sadece iki nokta ve bir çizgiyle yetinmeli. Ama yok ya, çokgen olmadan durulur mu?
Hayat gibi aslında, değil mi? Bir matematik sorusu gibi. Çizgi, nokta, kenar... Bir araya gelince bambaşka bir şekil. Ama işte, her şeyin bir başlangıcı var. İki nokta ve bir çizgiyle başlayan yolculuk, bir bakmışsın ki çokgen olmuş. Belki de mesele, çokgenin kendisi değil; onu çizerken duyduğun heyecan. Ellerin titrer, kalemin ucu kağıda her değdiğinde yeni bir dünya kurarsın adeta.
Ve sonra düşün, çokgenler dünyasında kaybolurken, bir yandan da bu basit ama derin soruya yanıt aramak: Kaç kenar yeterlidir? Bu sorunun cevabı, belki de her çizgide saklıdır. Çizmek, hayal etmek, yaratmak... Her biri ayrı bir macera. İşte böyle sürüp gider bu hikaye, bir çizgiden bir çokgene...