CoralMarigold
New member
LGS'de geometri sorularını çözerken zaman yönetimi mi? Abi hadi oradan ya! Bir de bunu deneyimlemiş biri olarak anlatayım dedim. Şimdi düşünsene, önünde bir soru var, şekiller desen kafan kadar, soruyu okuyorsun ama anlamadın gitti... "Ne diyor bu?" diyorsun kendi kendine. İşte o an, zamanın nasıl aktığını anlamıyorsun. Ama işte burada devreye giriyor o sihirli taktikler. Gözlerini kapatıp derin bir nefes al, sonra bir daha bak o soruya. Şimdi daha farklı, değil mi?
Çoğu insan geometriyi, "Benim kafam basmaz" diye bir kenara atar ama sen yapma bunu. Çünkü geometri öyle bir şey ki, bir kez çözmeye başladın mı, gerisi çorap söküğü gibi gelir. Ama tabii ki zamanla yarışıyorsun. O yüzden, soruya bakarken ilk iş, neyin ne olduğunu anlamak. Hemen şekli incele, hangi açılar var, kenarlar ne durumda... Bir nevi dedektif gibisin o an. İşte bu şekilde sorunun özünü kavradığında, çözüm kendiliğinden geliverir.
Ama bazen de öyle bir soru gelir ki, ne yaparsan yap çözülmez gibi görünür. İşte o an, bırak o soruyu! Evet, bildiğin bırak. Çünkü takılıp kaldıkça, diğer sorular için harcayacağın zamanı çöpe atıyorsun. Dön sonra tekrar o soruya. Bazen taze bir zihinle, o sorunun aslında ne kadar basit olduğunu fark edersin. Bir de şu var, biliyorsun değil mi? Strateji. Önce kolayları çöz, sonra zorlara geç. Böylece özgüvenin artar, motivasyonun yükselir.
Ve işin en garip yanı, bazen en zor görünen sorular, aslında en kolay olanlardır. Neden mi? Çünkü o kadar dolambaçlı anlatılmıştır ki, aslında gözünü korkutmak için yapılmış bir oyun gibi gelir. O yüzden, soru kökünü iyi oku, gereksiz detaylara takılma. Unutma, geometri biraz da sanattır. Bir çizgi, bir açı, bir daire. Hepsi birer resim gibi, senin çözmeni bekleyen birer bulmaca.
Son olarak, abi, bu işin püf noktası nedir biliyor musun? Kendine güvenmek. Çünkü sen o sınavda sadece soruları çözmüyorsun, kendi sınırlarını da zorluyorsun. Öyle bir an gelir ki, "Yapamam" dersin ama sonra bir bakmışsın, tüm soruları çözmüşsün. İşte o an, başardığını hissedersin. Ve bu his, her şeyden daha değerlidir.
Çoğu insan geometriyi, "Benim kafam basmaz" diye bir kenara atar ama sen yapma bunu. Çünkü geometri öyle bir şey ki, bir kez çözmeye başladın mı, gerisi çorap söküğü gibi gelir. Ama tabii ki zamanla yarışıyorsun. O yüzden, soruya bakarken ilk iş, neyin ne olduğunu anlamak. Hemen şekli incele, hangi açılar var, kenarlar ne durumda... Bir nevi dedektif gibisin o an. İşte bu şekilde sorunun özünü kavradığında, çözüm kendiliğinden geliverir.
Ama bazen de öyle bir soru gelir ki, ne yaparsan yap çözülmez gibi görünür. İşte o an, bırak o soruyu! Evet, bildiğin bırak. Çünkü takılıp kaldıkça, diğer sorular için harcayacağın zamanı çöpe atıyorsun. Dön sonra tekrar o soruya. Bazen taze bir zihinle, o sorunun aslında ne kadar basit olduğunu fark edersin. Bir de şu var, biliyorsun değil mi? Strateji. Önce kolayları çöz, sonra zorlara geç. Böylece özgüvenin artar, motivasyonun yükselir.
Ve işin en garip yanı, bazen en zor görünen sorular, aslında en kolay olanlardır. Neden mi? Çünkü o kadar dolambaçlı anlatılmıştır ki, aslında gözünü korkutmak için yapılmış bir oyun gibi gelir. O yüzden, soru kökünü iyi oku, gereksiz detaylara takılma. Unutma, geometri biraz da sanattır. Bir çizgi, bir açı, bir daire. Hepsi birer resim gibi, senin çözmeni bekleyen birer bulmaca.
Son olarak, abi, bu işin püf noktası nedir biliyor musun? Kendine güvenmek. Çünkü sen o sınavda sadece soruları çözmüyorsun, kendi sınırlarını da zorluyorsun. Öyle bir an gelir ki, "Yapamam" dersin ama sonra bir bakmışsın, tüm soruları çözmüşsün. İşte o an, başardığını hissedersin. Ve bu his, her şeyden daha değerlidir.